
Rahimde miyom saptanması, çocuk sahibi olmak isteyen kadınlarda doğal olarak “Miyom hamileliğe engel mi?” sorusunu gündeme getirir. Ancak bu sorunun herkes için geçerli tek bir “evet” ya da “hayır” yanıtı yoktur. Miyomların önemli bir bölümü gebeliğe engel olmazken, bazı miyomlar yerleşim yerleri ve rahim iç boşluğuna yaptıkları etki nedeniyle gebelik şansını azaltabilir.
Burada yalnızca miyomun kaç santimetre olduğu değil; rahmin hangi bölümünde bulunduğu, endometrium adı verilen rahim iç tabakasına ne kadar yakın olduğu, rahim boşluğunun şeklini değiştirip değiştirmediği, kaç tane miyom bulunduğu ve kişide başka bir infertilite nedeni olup olmadığı birlikte değerlendirilmelidir.
Özellikle rahim boşluğuna doğru büyüyen submukozal miyomların doğurganlık üzerindeki etkisi daha belirgindir. Buna karşılık rahmin dış yüzeyine doğru büyüyen subserozal miyomların, başka bir mekanik sorun oluşturmadıkları sürece, doğrudan embriyo tutunması üzerindeki etkilerinin daha sınırlı olduğu kabul edilir. Rahim kas tabakasının içinde bulunan intramural miyomlar ise bilimsel açıdan en fazla tartışılan gruplardan biridir.
Dolayısıyla “3 santimetrelik miyom hamileliğe engel olur” veya “5 santimetrenin altındaki miyomlar önemsizdir” gibi kesin sınırlar bilimsel olarak her hasta için geçerli değildir. Küçük ancak rahim boşluğuna uzanan bir miyom, daha büyük fakat rahmin dışına doğru büyüyen bir miyomdan üreme açısından daha önemli olabilir.
İçindekiler
ToggleMiyomlar, rahmin kas dokusundan gelişen iyi huylu oluşumlardır. Tıbbi kaynaklarda uterin leiomyom veya leiomyoma olarak da adlandırılırlar. Kanser değildirler ve miyom varlığı tek başına kanser gelişeceği anlamına gelmez.
Miyomlar tek bir odak şeklinde bulunabileceği gibi rahmin farklı bölgelerinde birden fazla da olabilir. Boyutları birkaç milimetreden rahim hacmini belirgin biçimde artırabilecek büyüklüklere kadar değişebilir.
Bazı kadınlarda hiçbir belirti oluşturmaz ve rutin jinekolojik ultrason sırasında tesadüfen tespit edilir. Bazı kişilerde ise yoğun veya uzun süren adet kanaması, kansızlık, kasık ağrısı, karında basınç hissi, sık idrara çıkma veya üreme sorunlarıyla ilişkili olabilir.
Üreme çağındaki bir kadında miyom saptandığında değerlendirme yalnızca “miyom var mı?” sorusuyla sınırlı kalmaz. Gebelik planı varsa miyomun üreme sistemiyle anatomik ilişkisi ayrıca değerlendirilir.
Miyom hamileliğe engel olabilir, ancak her miyom infertiliteye yol açmaz. Birçok kadın miyomu olmasına rağmen doğal yolla gebe kalabilir ve gebeliğini sürdürebilir.
Miyomların doğurganlığa etkisi konusunda en önemli belirleyicilerden biri rahim iç boşluğuyla olan ilişkidir. Embriyonun tutunduğu bölge endometriumdur. Bu nedenle rahim boşluğunun şeklini bozan veya endometriuma yakın yerleşen miyomların üreme açısından daha fazla önem taşıması beklenir.
Miyomların doğurganlığı etkileyebileceği olası mekanizmalar arasında rahim boşluğunun şeklinin değişmesi, embriyo yerleşebilecek uygun endometrial alanın azalması, rahim kasılmalarının değişmesi, lokal kanlanmanın etkilenmesi ve bazı miyomların tüplerin rahme açıldığı bölgelere mekanik baskı yapması bulunur.
Ancak bu mekanizmaların her miyomda aynı derecede gerçekleştiği söylenemez. Bir miyomun görüntüleme yönteminde görülmesi, kişinin gebelik elde edememesinin nedeninin mutlaka miyom olduğu anlamına gelmez.
İnfertilite değerlendirmesinde kadın yaşı, yumurtalık rezervi, yumurtlama durumu, tüplerin açıklığı, sperm parametreleri, endometriozis gibi diğer olası etkenlerin de araştırılması gerekir.
Miyom değerlendirilirken yalnızca çapına bakmak önemli bilgilerin gözden kaçmasına neden olabilir. Özellikle gebelik açısından miyomun endometrium ve rahim boşluğu ile ilişkisi belirleyicidir.
Örneğin 2 santimetrelik bir submukozal miyom rahim boşluğunun içine doğru büyüyerek embriyonun yerleşebileceği alanı bozabilir. Buna karşılık rahmin dış tarafına doğru büyüyen 4 santimetrelik bir subserozal miyom rahim boşluğunu hiç etkilemeyebilir.
Bu nedenle ultrason raporunda yalnızca “30 mm miyom” yazması üreme açısından yeterli değerlendirme sağlamaz. Miyomun submukozal, intramural veya subserozal olması ve özellikle endometrial kaviteyi etkileyip etkilememesi önemlidir.
Uluslararası Jinekoloji ve Obstetri Federasyonu tarafından kullanılan FIGO sınıflaması da miyomları rahim duvarı ve rahim boşluğuyla ilişkilerine göre sınıflandırır. Bu sınıflandırma klinisyenlerin miyomun yerini daha standart bir şekilde tanımlamasına yardımcı olur.
Miyomlar yerleşimlerine göre temel olarak submukozal, intramural ve subserozal olarak değerlendirilebilir. Bunun yanında rahim ağzında veya rahmin diğer özel bölgelerinde bulunan daha farklı miyom tipleri de vardır.
| Miyom tipi | Yerleşim | Gebelik açısından genel değerlendirme |
|---|---|---|
| Submukozal miyom | Rahim boşluğuna doğru büyür | Doğurganlık üzerindeki etkisi en belirgin gruptur |
| İntramural miyom | Rahim kas tabakasının içinde bulunur | Etkisi boyut, sayı ve endometriuma yakınlığa göre değişebilir |
| Subserozal miyom | Rahmin dış yüzeyine doğru büyür | Genellikle rahim boşluğunu etkilemediğinden doğurganlık üzerindeki etkisi daha sınırlıdır |
| Pedinküllü miyom | Bir sap aracılığıyla rahme bağlıdır | Etkisi bulunduğu bölgeye göre değişir |
| Servikal miyom | Rahim ağzı bölgesinde bulunur | Yerleşime ve büyüklüğe göre mekanik sorunlara yol açabilir |
Submukozal miyomlar rahmin iç boşluğuna, yani embriyonun yerleşeceği alana doğru büyüyen miyomlardır. Üreme açısından en dikkatle değerlendirilen miyom grubudur.
Rahim boşluğunu değiştiren submukozal miyomlar embriyonun endometriuma uygun şekilde tutunmasını etkileyebilir. Bazı olgularda rahim içindeki kullanılabilir alanı azaltabilir veya endometriumun yapısını ve lokal ortamını değiştirebilir.
ASRM’nin miyom ve doğurganlığa ilişkin kılavuzunda, rahim boşluğunu bozan submukozal miyomlarda histeroskopik miyomektominin klinik gebelik oranlarını artırabileceğine ilişkin orta düzeyde kanıt bulunduğu belirtilmektedir. Bununla birlikte canlı doğum ve düşük riski üzerindeki etkinin aynı kesinlikte gösterilmiş olmadığı da vurgulanmaktadır.
Bu nedenle çocuk sahibi olmayı planlayan bir kadında submukozal miyom görülmesi, diğer miyom tiplerine göre daha ayrıntılı değerlendirme gerektirebilir.
Ancak “submukozal miyom varsa mutlaka ameliyat gerekir” şeklinde herkes için geçerli bir kural yoktur. Miyomun tipi, çapı, rahim duvarına uzanan bölümü, belirtiler, yaş, gebelik öyküsü ve planlanan üreme tedavisi birlikte değerlendirilmelidir.
İntramural miyomlar rahmin kas tabakası, yani miyometrium içinde gelişir. Özellikle rahim boşluğunun şeklini değiştirmeyen intramural miyomların doğurganlık üzerindeki etkisi uzun yıllardır tartışılmaktadır.
Bazı sistematik derleme ve meta-analizlerde rahim boşluğunu belirgin biçimde bozmayan intramural miyomların bile tüp bebek tedavisindeki klinik gebelik veya canlı doğum sonuçlarıyla olumsuz ilişki gösterebildiği bildirilmiştir. Örneğin 2023 yılında yayımlanan bir sistematik derleme, 2-6 cm arasındaki bazı kaviteyi bozmayan intramural miyomlarla daha düşük canlı doğum oranları arasında ilişki saptamıştır. Ancak araştırmacılar, miyomektominin rutin olarak önerilebilmesi için yüksek kaliteli randomize çalışmalara ihtiyaç bulunduğunu özellikle belirtmiştir.
2024 yılında yayımlanan başka bir sistematik derleme ve meta-analiz de intramural miyom varlığı ile daha düşük üreme sonuçları arasında ilişki bildirmiş; buna karşın intramural miyomların çıkarılmasının gebelik oranlarını belirgin şekilde artırdığı gösterilememiştir. Çalışmaların çoğunun infertilite tedavisi gören seçilmiş hasta gruplarından oluşması gibi metodolojik sınırlılıklar nedeniyle bu sonuçların yorumlanmasında dikkatli olunmalıdır.
Bu nedenle intramural miyomlarda karar yalnızca çap ölçümüne göre verilmez. Miyomun endometriuma uzaklığı, rahim boşluğunda şekil değişikliğine neden olup olmadığı, miyom sayısı, daha önceki gebelik veya düşük öyküsü ve uygulanacak tedavi yöntemi önemlidir.
Subserozal miyomlar rahmin dış yüzeyine doğru büyür. Rahim iç boşluğunu genellikle değiştirmedikleri için doğrudan embriyo implantasyonu üzerindeki etkilerinin daha düşük olduğu düşünülür.
ASRM değerlendirmesinde subserozal miyomların çıkarılmasının doğurganlığı artırdığını gösteren yeterli kanıt bulunmadığı belirtilmektedir.
Bununla birlikte çok büyük bir subserozal miyom karın veya pelvis anatomisini değiştirebilir, ağrı veya bası belirtileri oluşturabilir. Tüp bebek tedavisinde yumurtalıklara ulaşımı teknik olarak zorlaştıran çok büyük veya uygun olmayan yerleşimli miyomlarda değerlendirme farklı olabilir.
Dolayısıyla subserozal miyomlar genellikle üreme açısından daha az önemli kabul edilse de her olgu kendi anatomik özellikleriyle değerlendirilmelidir.
Günümüzde miyomların yerini daha ayrıntılı tanımlamak için FIGO sınıflaması kullanılabilir.
FIGO Tip 0 miyom tamamen rahim boşluğundadır ve bir sapla endometriuma bağlıdır.
FIGO Tip 1 miyomun büyük bölümü rahim boşluğuna doğru uzanırken intramural kısmı yüzde 50’den azdır.
FIGO Tip 2 miyom submukozal özellik gösterir ancak miyomun en az yarısı rahim kas tabakasının içindedir.
FIGO Tip 3 miyom tamamen rahim kas tabakası içindedir fakat endometriuma temas eder. Rahim boşluğunun şeklini doğrudan bozmayabilir.
FIGO Tip 4 miyom tamamen intramural yerleşimlidir ve hem endometriumdan hem de rahmin dış yüzeyinden kas dokusuyla ayrılır.
FIGO Tip 5 ve Tip 6 miyomlar subserozal özellik gösterir ancak farklı oranlarda intramural komponent içerir.
FIGO Tip 7 miyom saplı subserozal miyomdur.
FIGO Tip 8 ise servikal miyomlar veya rahim kas tabakasıyla klasik ilişki göstermeyen diğer yerleşimleri kapsar. Bazı miyomlar hem endometrial hem de serozal yüzeyle ilişkili olduğundan “hibrit” olarak sınıflandırılabilir.
Gebelik planlayan bir kişide özellikle FIGO Tip 0, 1 ve 2 gibi rahim boşluğuna uzanan miyomlar daha fazla klinik önem taşıyabilir. Tip 3 ve Tip 4 intramural miyomlar ise boyut, sayı ve endometriuma yakınlık açısından ayrıntılı değerlendirilir.
Bu konuda en önemli nokta şudur: Miyomların gebeliğe etkisini belirleyen herkes için geçerli tek bir santimetre sınırı bulunmamaktadır.
“2 cm altında sorun olmaz”, “4 cm’den büyükse mutlaka alınmalı” veya “5 cm miyom hamileliği engeller” gibi ifadeler bilimsel verilerin taşıyamayacağı kadar kesin genellemelerdir.
ASRM kılavuzu, rahim boşluğunu bozan miyomlar dışındaki miyomlarda belirli bir boyut, sayı veya yerleşimin gebelik ihtimalini kesin olarak azalttığını göstermek için kanıtların yetersiz olduğuna dikkat çekmektedir.
Bununla birlikte son yıllardaki meta-analizler özellikle intramural miyomlarda boyutun tamamen önemsiz olmadığını düşündürmektedir. Bazı çalışmalarda 2-6 cm arasındaki rahim boşluğunu bozmayan intramural miyomlar ile tüp bebek sonuçları arasında olumsuz ilişki bildirilmiştir. Ancak bu ilişki, söz konusu miyomların ameliyatla çıkarılmasının gebelik şansını aynı oranda artıracağı anlamına gelmez.
Örneğin küçük bir submukozal miyom, endometrial kaviteyi belirgin şekilde bozuyorsa üreme açısından daha büyük bir subserozal miyomdan daha önemli olabilir.
Bu nedenle “kaç santimetre?” sorusunun yanında şu soruların da yanıtlanması gerekir:
Bu soruların birlikte değerlendirilmesi santimetre ölçümünden daha anlamlıdır.
Evet, bazı durumlarda küçük miyomlar da önemli olabilir. Buradaki temel belirleyici yine yerleşimdir.
Örneğin küçük ancak rahim boşluğunun içine doğru uzanan bir miyom implantasyon alanını etkileyebilir. Buna karşılık daha büyük ancak endometriumdan uzak ve rahmin dışına doğru büyüyen bir miyomun doğrudan implantasyon üzerindeki etkisi sınırlı olabilir.
İntramural miyomlarda ise konu daha karmaşıktır. Son dönem meta-analizleri küçük intramural miyomlarla daha düşük gebelik veya canlı doğum oranları arasında ilişki bildirmiş olsa da bu çalışmaların yöntemleri ve hasta grupları birbirinden farklıdır. Ayrıca miyomun çıkarılmasının sonucu düzelttiği aynı ölçüde gösterilememiştir.
Bu nedenle küçük bir miyomun yalnızca çapına bakılarak önemsiz kabul edilmesi de, gebelik sorununun doğrudan nedeni olarak gösterilmesi de uygun değildir.
Miyomlar infertilite ile ilişkili olabilir ancak miyomu olan her kadının infertil olacağı söylenemez.
İnfertilite genellikle düzenli korunmasız ilişkiye rağmen belirli bir süre içerisinde gebelik elde edilememesi durumunda değerlendirilen çok faktörlü bir klinik tablodur. Kadın yaşı, yumurtalık rezervi, tüplerin durumu, yumurtlama bozuklukları, endometriozis ve erkek faktörü gibi birçok etken gebelik ihtimalini etkiler.
Bu nedenle infertilite araştırması sırasında miyom saptandığında ilk yapılması gereken, gebelik elde edilememesinin tek nedenini miyoma bağlamak değildir.
Özellikle rahim boşluğunu bozmayan küçük intramural veya subserozal miyomu bulunan bir hastada diğer infertilite nedenlerinin araştırılması önem taşır.
Buna karşılık rahim boşluğunu belirgin şekilde bozan submukozal miyom varsa miyomun üreme sonuçlarına katkısı daha olasıdır.
Embriyo transferi veya doğal gebelik sonrasında embriyonun rahim içindeki endometriuma tutunması gerekir. Bu süreç implantasyon olarak adlandırılır.
Rahim boşluğuna doğru büyüyen bir miyom implantasyon için uygun endometrial yüzeyin şeklini değiştirebilir. Lokal kan akımı, endometrial fonksiyon ve rahmin kasılma düzeninde değişiklikler de olası mekanizmalar arasında tartışılmaktadır.
Bazı miyomlar tüplerin rahme açıldığı köşelere yakın yerleşerek anatomik ilişkiyi değiştirebilir. Çok büyük miyomlar ise rahmin genel şeklini etkileyebilir.
Ancak bu mekanizmaların tamamının her hastada oluştuğu veya tek başına infertiliteye yol açtığı kabul edilmemelidir. Klinik önem, görüntüleme bulgularıyla kişinin üreme öyküsünün birlikte değerlendirilmesiyle belirlenir.
Tüp bebek tedavisinde yumurta ile spermin laboratuvar ortamında döllenmesi, miyomların oluşturabileceği bazı sorunları ortadan kaldırıyor gibi düşünülebilir. Ancak embriyo transfer edildikten sonra gebeliğin gelişebilmesi için yine rahim içindeki endometriuma tutunması gerekir.
Bu nedenle rahim boşluğunu bozan miyomlar tüp bebek tedavisinde de önem taşıyabilir.
Özellikle submukozal miyomlarda embriyo transferinden önce rahim boşluğunun ayrıntılı değerlendirilmesi gerekebilir. Kaviteyi bozan intramural miyomlar da benzer şekilde değerlendirilir.
Rahim boşluğunu bozmayan intramural miyomlarda ise karar daha zordur. Bazı meta-analizler bu miyomların IVF’de canlı doğum oranlarıyla olumsuz ilişkili olabileceğini bildirirken, miyomların cerrahi olarak çıkarılmasının tedavi sonuçlarını artıracağı konusunda yeterli ve tutarlı kanıt bulunmamaktadır.
Ayrıca ameliyatın kendisi de zaman kaybı, cerrahi komplikasyonlar ve rahimde yara dokusu oluşması gibi faktörleri beraberinde getirebilir. Özellikle ileri üreme yaşında veya yumurtalık rezervinin azaldığı durumlarda tedaviyi ertelemenin olası etkisi ayrıca değerlendirilir.
Bu nedenle tüp bebek öncesi miyom için “önce mutlaka ameliyat” şeklinde genel bir yaklaşım uygun değildir.
Tüp bebek tedavisi planlanırken öncelikle rahim boşluğunu etkileyen miyomlar üzerinde durulur.
Submukozal miyomlar ve rahim boşluğunda belirgin şekil değişikliği yapan intramural miyomlar embriyo implantasyonu açısından daha önemli kabul edilir.
Büyük intramural miyomlar, özellikle endometriuma çok yakın olduklarında veya rahim anatomisini belirgin şekilde değiştirdiklerinde ayrıca değerlendirilir.
Yumurtalıklara erişimi zorlaştırabilecek derecede pelvis anatomisini değiştiren çok büyük miyomlar da yumurta toplama işleminin teknik planlaması açısından önem taşıyabilir. ASRM de bazı seçilmiş durumlarda pelvik anatomiyi ciddi şekilde değiştiren miyomların cerrahi değerlendirmesinin makul olabileceğini belirtmektedir.
Miyom sayısı da değerlendirmede dikkate alınabilir. Tek bir küçük miyom ile rahim duvarının farklı bölgelerinde bulunan çok sayıda miyom aynı şekilde değerlendirilmez.
2024 tarihli bir sistematik derleme ve meta-analizde birden fazla intramural miyomu bulunan bazı hasta gruplarında gebelik ve devam eden gebelik/canlı doğum sonuçlarının miyomu olmayanlara göre daha düşük olduğu bildirilmiştir. Bununla birlikte çalışmaların heterojen yapısı nedeniyle bu verilerin kişisel gebelik olasılığını doğrudan tahmin etmek için kullanılması uygun değildir.
Çok sayıda miyom aynı zamanda cerrahi planı da etkileyebilir. Birden fazla miyomun çıkarılması daha geniş bir rahim duvarı müdahalesi gerektirebilir.
Bu nedenle sayı tek başına tedavi kararı anlamına gelmez.
Miyomların değerlendirilmesinde en sık kullanılan yöntemlerden biri ultrasonografidir. Transvajinal ultrason rahmin ve miyomların ayrıntılı incelenmesine yardımcı olabilir.
Ultrason sırasında miyomun çapı, rahimde bulunduğu bölge, endometriuma olan ilişkisi ve rahim boşluğunu etkileyip etkilemediği değerlendirilebilir.
Bazı olgularda rahim boşluğunun daha ayrıntılı değerlendirilmesi için serum fizyolojik verilerek yapılan sonohisterografi kullanılabilir.
Histeroskopi ise ince bir kamera sistemiyle rahim boşluğunun doğrudan görüntülenmesini sağlar. Özellikle submukozal miyomların değerlendirilmesinde ve uygun olgularda tedavisinde kullanılabilir.
Çok sayıda veya büyük miyom bulunduğunda, ultrasonla anatomik ilişkinin netleştirilemediği durumlarda ya da ayrıntılı cerrahi planlama gerektiğinde manyetik rezonans görüntüleme (MR) kullanılabilir.
Hangi görüntüleme yönteminin gerekli olduğu klinik duruma göre belirlenir.
Hayır. Miyom saptanması tek başına ameliyat gerekliliği anlamına gelmez.
Özellikle belirti oluşturmayan, rahim boşluğunu bozmayan ve üreme açısından önemli bir anatomik sorun yaratmayan miyomlar bazı kişilerde yalnızca takip edilebilir.
Gebelik isteyen kadınlarda cerrahi karar verirken işlemin potansiyel yararı ile cerrahinin riskleri birlikte değerlendirilmelidir.
Cochrane tarafından yapılan sistematik incelemede, infertilitesi bulunan kadınlarda miyomektominin üreme sonuçlarına etkisini değerlendiren randomize çalışmaların sayısının az olduğu ve mevcut kanıtların büyük ölçüde düşük veya çok düşük kesinlikte olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle bütün miyomların doğurganlığı artırmak amacıyla rutin olarak çıkarılmasını destekleyen güçlü bir kanıt bulunmamaktadır.
Cerrahi kararı; miyomun konumu, rahim boşluğuna etkisi, çapı, miyom sayısı, belirtiler, yaş, yumurtalık rezervi, infertilite süresi, önceki gebelik öyküsü ve planlanan tedavi göz önünde bulundurularak kişiselleştirilmelidir.
Miyomektomi, miyomların rahim korunarak cerrahi olarak çıkarılması işlemidir.
Rahim boşluğunu bozan submukozal miyomlarda, özellikle gebelik planlayan veya infertilite değerlendirmesi yapılan kişilerde cerrahi tedavi gündeme gelebilir.
Rahim boşluğunu bozan intramural miyomlarda da kişiye özgü değerlendirme sonrasında cerrahi seçenek düşünülebilir.
ASRM, asemptomatik infertil kadınlarda rahim boşluğunu bozmayan miyomların yalnızca gebelik sonuçlarını iyileştirmek amacıyla rutin olarak çıkarılmasını genel olarak önermemektedir. Bununla birlikte çok büyük miyomların pelvis anatomisini belirgin şekilde bozması veya yumurta toplama işlemini teknik olarak güçleştirmesi gibi özel durumlarda yaklaşım değişebilir.
İntramural miyomlarda özellikle dikkat edilmesi gereken nokta, miyom varlığı ile düşük gebelik oranları arasında ilişki gösterilmesinin ameliyatın mutlaka yararlı olduğunu kanıtlamamasıdır. Güncel meta-analizlerde intramural miyomların çıkarılmasının fertilite sonuçlarında belirgin bir iyileşme sağlamadığına ilişkin bulgular da bulunmaktadır.
Dolayısıyla cerrahi kararını yalnızca “miyom var” veya “miyom 4 cm” bilgisine dayandırmak uygun değildir.
Rahim boşluğuna uzanan uygun submukozal miyomlarda histeroskopik miyomektomi uygulanabilir.
Bu yöntemde vajina ve rahim ağzından ilerletilen histeroskop aracılığıyla rahim boşluğuna ulaşılır. Karın bölgesinde kesi yapılması gerekmez.
Ancak her submukozal miyom aynı anatomik özelliklere sahip değildir. Miyomun çapı ve rahim kas tabakasının içine ne kadar uzandığı işlemin teknik özelliklerini etkileyebilir.
Bazı miyomlarda tek işlem yeterli olabilirken, daha derin yerleşimli veya büyük miyomlarda yaklaşım farklı olabilir.
Rahim kas dokusunun içinde veya dış yüzeyine doğru büyüyen miyomlarda cerrahi gerekiyorsa laparoskopik, robot yardımlı veya açık cerrahi gibi yöntemler değerlendirilebilir.
Uygulanacak yöntem yalnızca miyom çapına göre belirlenmez. Miyomların sayısı, derinliği, rahimde bulunduğu bölge, daha önce geçirilmiş ameliyatlar ve cerrahın değerlendirmesi önemlidir.
Fertiliteyi korumaya yönelik miyomektomide amaç miyomları çıkarırken mümkün olduğunca sağlıklı rahim dokusunu korumaktır.
Ancak miyomektomi de risksiz değildir. Kanama, enfeksiyon, yapışıklık oluşumu veya rahim duvarında skar gelişmesi gibi cerrahi riskler bulunabilir. Gelecekteki gebelik ve doğum planı da yapılan ameliyatın özelliklerine göre değişebilir.
Bu nedenle yalnızca gelecekte gebelik düşünüldüğü için bütün miyomların önleyici olarak çıkarılması uygun bir yaklaşım değildir.
Miyomektomi sonrasında birçok kadın gebelik elde edebilir. Ancak ameliyat sonrası gebelik olasılığı yalnızca miyomun çıkarılmış olmasına bağlı değildir.
Kadının yaşı, yumurtalık rezervi, tüplerin durumu, sperm parametreleri ve başka infertilite nedenlerinin bulunup bulunmadığı önemini korur.
Miyomektomi sonrasında gebelik denemelerine ne zaman başlanacağı konusunda herkes için geçerli tek bir süre bulunmamaktadır. Operasyonun tipi, çıkarılan miyomların büyüklüğü ve sayısı, rahim duvarına yapılan cerrahinin derinliği ve iyileşme süreci değerlendirilmelidir.
Bu nedenle gebelik planı ameliyatı gerçekleştiren hekim ve gerekli durumlarda üreme sağlığı uzmanıyla birlikte bireysel olarak belirlenir.
Miyomu bulunan kadınların önemli bir bölümü gebeliklerini ciddi bir problem yaşamadan tamamlayabilir. Miyom bulunması, gebelikte mutlaka komplikasyon gelişeceği anlamına gelmez.
Bununla birlikte miyomların gebelik üzerindeki etkisi boyut, sayı ve yerleşime göre değişebilir. Bazı çalışmalarda miyom varlığı ile erken doğum, makat geliş, plasenta ile ilişkili bazı sorunlar, sezaryen doğum ve doğum sonrası kanama arasında ilişki bildirilmiştir.
2024 yılında 24 çalışma ve 237 binden fazla gebeliği değerlendiren bir meta-analizde miyomların bazı olumsuz obstetrik sonuçlarla ilişkili olduğu, özellikle büyük miyomların belirli komplikasyonlarla daha güçlü ilişki gösterebildiği bildirilmiştir. Bununla birlikte gözlemsel çalışmaların yapısı ve eşlik eden diğer risk faktörleri nedeniyle bireysel riskin yalnızca miyom varlığı üzerinden tahmin edilmesi doğru değildir.
Gebelik sırasında saptanan miyomların büyük bölümü takip edilir. İzlem şekli miyomun özellikleri ve gebeliğin seyri doğrultusunda belirlenir.
Bu konuda bilimsel çalışmaların sonuçları birbirinden farklıdır.
Özellikle rahim boşluğunu bozan submukozal miyomların gebelik ve implantasyon sonuçlarını etkileyebileceğine ilişkin bulgular vardır. Ancak bütün miyomların düşük riskini artırdığı şeklinde genelleme yapmak doğru değildir.
ASRM, histeroskopik miyomektominin submukozal miyomu bulunan infertil kadınlarda klinik gebelik oranını artırabileceğine dair kanıt bulunduğunu ancak erken gebelik kaybını azalttığını kesin olarak söylemek için yeterli veri olmadığını belirtmektedir.
Ayrıca genel gebe popülasyonlarını değerlendiren bazı sistematik incelemelerde miyom varlığı ile spontan düşük arasında anlamlı artış gösterilememiştir. Bu nedenle düşük öyküsü bulunan bir kadında miyom saptandığında diğer olası nedenler de değerlendirilmelidir.
Miyomlar hormonlara duyarlı dokulardır ve gebelik sırasında boyutlarında değişiklik görülebilir.
Her miyom gebelikte büyümez. Bazıları özellikle gebeliğin erken dönemlerinde büyüyebilirken bazıları aynı boyutta kalabilir veya gebeliğin ilerleyen dönemlerinde küçülebilir.
Bu nedenle gebelik öncesindeki bir miyomun gebelik boyunca nasıl davranacağını kesin olarak tahmin etmek her zaman mümkün değildir.
Takip gerekliliği miyomun büyüklüğü, yerleşimi, plasentayla ilişkisi ve kişinin klinik durumuna göre belirlenir.
Evet. Miyomu bulunan birçok kadın doğal yolla gebe kalabilir.
Özellikle rahim boşluğunu etkilemeyen ve başka bir üreme problemi oluşturmayan miyomların varlığında spontan gebelik mümkün olabilir.
Bu nedenle ultrasonografide miyom saptandığında doğrudan tüp bebek tedavisi gerektiği düşünülmemelidir.
Gebelik elde edilemiyorsa çiftin bütüncül infertilite değerlendirmesi yapılmalıdır. Miyomun bu tablodaki olası rolü diğer bulgularla birlikte değerlendirilir.
Gebelik isteyen bir kadında miyom değerlendirmesi kişiye özeldir. Klinik karar sırasında genellikle miyomun tipi, FIGO sınıfı, çapı, sayısı, rahim boşluğuna etkisi ve endometriuma yakınlığı göz önünde bulundurulur.
Bunun yanında kadın yaşı ve yumurtalık rezervi özellikle önemlidir. Cerrahi yapılması halinde gebelik denemelerinin belirli bir süre ertelenmesi gerekebileceği için zaman faktörü bazı kadınlarda tedavi kararını etkileyebilir.
İnfertilite süresi, daha önce geçirilmiş gebelikler, düşük öyküsü, önceki başarısız embriyo transferleri ve başka infertilite nedenlerinin bulunup bulunmadığı da değerlendirilir.
Aynı boyutta ve aynı yerde bulunan bir miyom için 25 yaşındaki bir hasta ile yumurtalık rezervi azalmış 39 yaşındaki bir hastada aynı tedavi planının uygulanması gerekmeyebilir.
Bu durum, miyom tedavisinin neden standart bir santimetre sınırına indirgenemeyeceğini gösterir.
Miyomların belirtilerini kontrol etmek veya geçici olarak boyutlarını azaltmak amacıyla bazı ilaç tedavileri kullanılabilir. Ancak bu tedavilerin bir kısmı kullanıldıkları dönemde gebelik planıyla uyumlu olmayabilir.
İlaçla miyom küçültülmesi ile doğurganlığın kalıcı olarak arttığı şeklinde genel bir sonuç çıkarılamaz.
Gebelik isteyen kişilerde ilaç tedavisinin amacı ve zamanlaması farklı olabilir. Bazı ilaçlar cerrahi öncesinde veya yoğun kanamanın kontrolü amacıyla belirli sürelerle kullanılabilir.
Hangi tedavinin uygun olduğu hastanın belirtileri, miyomun özellikleri ve gebelik planına göre hekim tarafından değerlendirilmelidir. Kişinin reçeteli veya hormonal bir tedaviye kendi başına başlaması ya da mevcut tedavisini kendi başına bırakması uygun değildir.
Miyom saptanan ve çocuk sahibi olmayı planlayan herkesin durumu aynı değildir.
Özellikle rahim boşluğuna uzanan miyom bulunması, tekrarlayan gebelik kayıpları, uzun süredir gebelik elde edilememesi, tekrarlayan başarısız embriyo transferleri, büyük veya çok sayıda miyom bulunması, yoğun adet kanaması ve kansızlık gibi durumlarda ayrıntılı değerlendirme gerekebilir.
Bununla birlikte bu bulgulardan birinin bulunması belirli bir tedavinin zorunlu olduğu anlamına gelmez.
Amaç miyomun gerçekten üreme problemi açısından klinik önem taşıyıp taşımadığını belirlemektir.
Hayır. Miyomu bulunan birçok kadın doğal yolla gebe kalabilir. Miyomun gebelik üzerindeki etkisi en çok yerleşim yeri, rahim boşluğuna etkisi, boyutu ve sayısıyla ilişkilidir.
Özellikle rahim boşluğunu bozan submukozal miyomlar daha fazla önem taşırken subserozal miyomların doğurganlık üzerindeki doğrudan etkisi genellikle daha sınırlıdır.
Sadece “2 cm” ölçümüne bakılarak bu soruya yanıt verilemez. İki santimetrelik bir miyom rahim boşluğuna doğru büyüyorsa üreme açısından önemli olabilir.
Aynı büyüklükte ancak rahmin dışına doğru büyüyen bir miyom ise farklı şekilde değerlendirilebilir. Bu nedenle miyomun konumu, FIGO tipi ve endometriumla ilişkisi bilinmelidir.
Üç santimetrelik miyomun etkisi de bulunduğu yere göre değişir. Submukozal bir miyom ile rahim boşluğundan uzakta bulunan subserozal bir miyom aynı değildir.
İntramural miyomlarda ise 3 cm gibi tek bir eşik üzerinden cerrahi karar verilmesi için yeterli bilimsel kanıt bulunmamaktadır.
Miyom büyüdükçe çevre dokular üzerindeki mekanik etkisinin artması mümkün olsa da 4 veya 5 cm şeklinde herkes için geçerli kesin bir fertilite sınırı yoktur.
Özellikle rahim boşluğunu bozan miyomlar boyutlarından bağımsız olarak daha fazla önem taşıyabilir. Rahim boşluğunu bozmayan intramural miyomlarda ise boyutla birlikte yaş, sayı, endometriuma yakınlık ve üreme öyküsü değerlendirilmelidir.
Evet, gebelik mümkündür. Ancak submukozal miyomlar diğer miyom tiplerine göre doğurganlıkla daha güçlü ilişki gösteren gruptur.
Rahim boşluğunu bozan submukozal miyomlarda gebelik planlanıyorsa miyomun FIGO tipi, çapı ve rahim duvarına uzanımı değerlendirilmelidir.
Evet. İntramural miyom bulunması tek başına tüp bebek tedavisine engel değildir.
Rahim boşluğunu bozan miyomlarla bozmayan miyomların klinik önemi farklıdır. Kaviteyi bozmayan intramural miyomların IVF sonuçları üzerindeki etkisine ilişkin araştırmalar bulunsa da her intramural miyomun tedaviden önce çıkarılması gerektiğini gösteren güçlü kanıt bulunmamaktadır.
Bu sorunun yanıtı miyom tipine göre değişir.
Rahim boşluğunu bozan submukozal miyomların histeroskopik olarak çıkarılmasının klinik gebelik oranlarını artırabileceğine ilişkin bilimsel kanıt bulunmaktadır. Buna karşılık kaviteyi bozmayan intramural miyomların çıkarılmasının fertiliteyi artırdığı net biçimde gösterilmiş değildir.
Bazı hastalarda yapılabilir. Ancak transfer öncesinde rahim boşluğunun uygunluğu değerlendirilmelidir.
Rahim boşluğunu bozan bir miyom saptanmışsa transfer zamanlaması ve olası tedavi seçenekleri kişiye özgü olarak değerlendirilir.
Rahimde bulunan miyomlar doğrudan yumurtalıklardaki yumurta sayısını azaltan bir hastalık olarak değerlendirilmez. Yumurtalık rezervi ile miyom farklı kavramlardır.
Bununla birlikte kişinin yaşı hem miyom görülme sıklığı hem de yumurtalık rezervi açısından önem taşıdığından iki durum aynı kişide birlikte bulunabilir.
Miyomu bulunan her gebelikte sezaryen gerekli değildir. Doğum şekli miyomun büyüklüğü ve konumu, bebeğin pozisyonu, plasentanın yerleşimi, doğum kanalının durumu ve diğer obstetrik faktörlere göre belirlenir.
Daha önce miyomektomi geçirmiş kişilerde ise rahim duvarına yapılan cerrahinin özellikleri doğum planında ayrıca dikkate alınabilir.
“Miyom hamileliğe engel mi?” sorusunun yanıtı miyomun varlığından çok özelliklerine bağlıdır. Miyomu bulunan kadınların önemli bir bölümü doğal yolla veya yardımcı üreme yöntemleriyle gebelik elde edebilir.
Gebelik açısından en önemli unsurlardan biri miyomun rahim boşluğuyla ilişkisidir. Submukozal ve rahim boşluğunu bozan miyomlar embriyo implantasyonu açısından daha fazla önem taşır. Subserozal miyomların doğrudan fertilite üzerindeki etkisi genellikle daha sınırlıdır.
İntramural miyomlar ise daha karmaşık bir gruptur. Güncel araştırmalarda rahim boşluğunu bozmayan bazı intramural miyomlarla daha düşük gebelik veya canlı doğum oranları arasında ilişki bildirilmiştir. Buna karşılık bu miyomların rutin olarak ameliyatla çıkarılmasının gebelik sonuçlarını iyileştirdiği kesin olarak gösterilmiş değildir.
Miyomun kaç santimetre olduğu önemlidir ancak tek başına karar vermek için yeterli değildir. Miyomun yeri, rahim boşluğunu değiştirip değiştirmediği, endometriuma yakınlığı, sayısı, kişinin yaşı, yumurtalık rezervi, gebelik öyküsü ve diğer infertilite faktörleri birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle miyom tedavisi veya cerrahi gerekliliği konusunda standart bir yaklaşım yerine bireysel değerlendirme esastır. Mevcut bilimsel veriler, özellikle doğurganlığın korunması veya gebelik planlanması söz konusu olduğunda gereksiz müdahaleden kaçınılması ve tedavinin olası yararları ile risklerinin birlikte ele alınması gerektiğini göstermektedir.
ASRM bilimsel kılavuzuna ulaşın

Dr. Necip Öztürk (Kadın Hastalıkları ve Doğum / Tüp Bebek) – 1967 Besni doğumludur. GATA’dan 1991’de mezun olmuş, 1994-1998’de GATA Haydarpaşa’da uzmanlık eğitimini tamamlamıştır. TSK’da çeşitli birimlerde hekimlik ve yöneticilik yapmış; 2000-2004’te Van Askeri Hastanesi’nde görev almış, GATA’da ÜYTE (tüp bebek) eğitimi almıştır. Temmuz 2009’da Jandarma Tabip Yarbay rütbesiyle emekli olmuş; 17.08.2009’dan bu yana Mersin Tüp Bebek Merkezi’nde görev yapmakta ve merkezin direktörlüğünü yürütmektedir.